Gündem

Devletten Zararına Tanzim Satış

Tarladan sofraya sebze meyvenin yolculuğu macera dolu. O maceranın bedeli ise vatandaşın cebinden çıkıyor her seferinde. Domatesi örnek verelim, Antalya’da bir serada ya da tarlada üretilen domates önceden anlaşılan hal komisyoncusuna satılıyor. Önceden anlaşılmasının nedeni ise o hal komisyoncusunun üreticiye girdi desteği sağlaması. Komisyoncu karını koyarak ürünü tüccarlara gönderiyor. Onlar da haldeki tesislerinde boylamasını yapıyor, çürüklerini atıyor, kaliteli olanları ayırıyor. Emek ve işletme giderleri nedeniyle yüzde 40 civarında bir maliyet daha biniyor. Diğer şehirlere gönderildiğinde lojistik gideri ekleniyor pek tabii. Ürün satılacağı şehirdeki hale girdiğinde de komisyoncu karı ile pahalılaşıyor. Pazarcı, manav ya da market de satarken kendi karını koyuyor. Üreticinin 1 liraya sattığı domates büyükşehirlerde 3 bazen de 4 katına tezgahlara konuluyor.

Haberin girişi uzun. Ancak tarladan çıkan meyve sebzenin yolculuğunun en kısa özeti bu ne yazık ki. Türkiye’de bu fiyat katlanması, komisyoncular, aracılar, hal yasası hep tartışmalıydı. Bugün ise daha da fazlasıyla tartışmalı. Öyle ki artan maliyetler fiyatları katlayınca bu da enflasyon rakamlarına yansıyınca konu sebze meyveden daha geniş bir boyut kazandı.

ARACILAR DEVRE DIŞI

Haliyle hükümet de kolları sıvadı. İlk olarak bu yolculuktaki durak sayısının fazlalığına dikkat çekildi. En basit haliyle düşünüldüğünde üreticinin elinden çıkan bir ürün, sistem gereği en az iki komisyoncunun elinden geçiyor. Yani aracılardan. Sebze meyve fiyatlarında yaşanan pahalılığın ardından da akla ilk onlar geliyor. Tıpkı son yaşananlarda olduğu gibi. Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, “Üreticiden tüketiciye kadar, arada bu komisyoncular var ya, vurgunu bunlar vuruyor. Arada bir tane komisyoncu yok 2,3,4,5 bu kadar komisyoncu var. Her istasyonda bu fiyatlar artıyor” sözleriyle hem sistematik sorunu hem de kızgınlığını getiriyor dile. Yıllardır aynı tartışmalara rağmen hal yasası ise hala değiştirilmiyor.

Elbette son gelişmelerle hal yasası alındı gündeme. Çalışmalara başlandı. Ancak gıda fiyatlarındaki artış toplumsal bir tepkiye dönüşünce daha hızlı harekete geçmek gerekti. Yeni bir sistem kurup fiyatların daha makul seviyelerde olmasını bekleyecek vakit yok çünkü Mart sonunda seçim var. Bunun üzerine hükümet en pratik çözüm olarak hedefe de koyduğu aracıları aradan çıkarmakta buldu çözümü. Üreticiden malı Tarım Kredi Kooperatifleri aldı. Satan da belediyeler. Böylelikle fiyatı 7-8 liraya satılan domates tanzim satış tezgahlarında kilosu 3 liradan satıldı.

GÖZ ARDI EDİLEN TEMEL SORUNLAR

İlk bakışta neden daha önce yapılmadı dedirten bir uygulama. Zira üretici de elindeki mal istediği fiyata satıldıktan sonra buna karşı değil. Demirören Haber Ajansı’nın uzattığı mikrofona da bunu söylediler. Ancak “Tanzim satışa karşı değiliz” sözleri “Üreticiler tanzim satıştan memnun” diye servis edildi. Aynı yayın grubundaki Kanal D tarafından da sadece bu kısımlar haberleştirildi. Tabi durum tepki çekti. Çünkü yayınlanmayan sözleri şunlardı: Bizim üretim maliyetlerimiz çok yüksek. Biz de istiyoruz tüketicinin ucuz mal yemesini, ucuz domates, biber yemesini. Geçen yıl 120 lira olan biyolojik mücadelede kullandığımız arı bu sene 160 lira. Geçen sene kullandığımız plastik sera örtüsünün kilosu ortalama 8 lira civarındaydı. Şu anda 16- 17 lira. Bizim de giderlerimiz çok yüksek. Biz de maliyetlerimizin düşmesini istiyoruz. Bize de tanzim satış noktaları kurulsun. Biz de ilacımızı, gübremizi ucuz alalım. Üretici de tüketici de ucuz yesin. Ucuz üretelim, ucuz tüketelim”

Üretim maliyetleri bu açıklamadan önce de çok dile getiriliyordu elbette. Ancak bir türlü buna yönelik bir çözüm sunulmuyordu. Maliyetlerin yüksek olmasının nedeni ise basit: İlaç ithal, mazot ithal, gübre ithal, fide ithal… Liste uzuyor ve bunların hepsi dövize bağlı. 2018’de yaşanan kur şoku sonrası doğal olarak maliyetler katlandı. Hızlı tüketilmesi gereken sebze meyve fiyatlarına da bu durum hızlı yansıdı. Girdilerin yine ister ithal olsun ister yerli olsun nasıl daha ucuz olacağına yönelik ise yetkililer sessiz.

Bir ürünün fiyatını etkileyen unsurlardan biri de arz talep dengesi. Son dönemde maliyet ağırlıklı artan fiyatlara karşın arz talep faktörü de oldukça dikkat edilmesi gereken bir husus Türkiye’de. Öyle ki son 10 yılda tarım arazilerinin yaklaşık yüzde 9’u kaybedilmiş durumda. Türkiye halihazırda yılda ortalama yüzde 1 buçuk oranında nüfus artışına sahipken buna bir de Suriyeli mülteciler ve bir yıl hariç sürekli artan turistler ekleniyor. Yani arz daralırken talep artıyor. EKON 101 yani iktisada giriş dersinin ilk ünitelerinde yer alan makro etkili bu mikro iktisat konuları ne yazık ki çözülemiyor.

Tanzim satış noktalarında ilk günden bu yana uzun kuyruklar oluşurken, vatandaşlar arasında zaman zaman tartışmalar da yaşanıyor.

ZARARI KAMU YÜKLENİYOR

O röportajların yayınlanmayan bir başka bölümü de yine cevabı aranan sorulardan biriydi. “Tanzim satışlara karşı değiliz” diyen üretici “Bugün itibarıyla Demre Hali’nde 7 lira 70 kuruş olan sivri biber, tanzim satış yerinde 6 liradır. 7 lira 70 kuruşun üzerine işçilik, paketleme masrafı da koyduğumuz vakit 8 lira 40 kuruşa satılması gereken sivri biber, devletin tanzim satış reyonlarında 6 liradan satılmaktadır. Bu tablo ile baktığımızda devletin zararı ortadadır. Devlet ilk defa halkının menfaatine zarar etmektedir” diyordu. Soru basit devlet bu zararı nereden karşılıyordu? Bu ne kadar sürdürülebilir bir durumdu? Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın tanzim satış noktalarında bakliyat ve hatta temizlik malzemesi de satılacağını söylemesi devletin daha da fazla zararına satış yapacağı endişesini doğurdu. Kamunun zarar ettiği durumda ise başvurulabilecek yöntemler çok basit: Ya vergiler artırılacak ya da devlet borçlanmaya gidecek.

Tanzim satış noktalarının sayısı sınırlı. Şu an için devletin kasasında yarattığı açık da öyle. Hükümet ‘gerekirse kalıcı hale getiririz’ dese de seçim sonrası asıl beklenen hal yasasıyla ilgili düzenleme. Ancak onun da temel sorunlara çözüm bulamayacağından fiyatları baskılayamayacağı görüşü hakim. Bu nedenle tanzim satışın yaygınlaştırılarak zararına satıştan ziyade aracısız maliyetine satış ihtimal dahilinde.

MARKETLER DE İNDİRİME GİTTİ

Zararına satış yapan sadece devlet de değil. Doğrudan üreticiden mal alan zincir marketler de yüzde 50 ve daha fazla oranlarda indirim başlattılar. Fiyat etiketlerine maliyet tablosu ekleyip zararına satış yaptıklarını belgeleyerek, alışverişe kilo sınırlaması getirdiler. Esasında marketler sistematik açıdan avantajlı. Komisyoncu maliyetlerine katlanmadan doğrudan üreticiden mal alabiliyorlar. Fakat burada da işletme giderleri giriyor devreye. Cumhurbaşkanı Erdoğan her ne kadar “Zincir marketler sadece meyve sebze mi satıyor” diyerek tepki gösterse de bir marketin manav reyonu organizasyonunun kendine has işletme giderleri mevcut. Öyle olmasa bile maliyetin altında yapılan satışın marketlerin diğer ürünlerdeki gelirlerinden karşılanıyor olması yine zararına satış anlamına geliyor.

Marketlerin zararına satış kararının nedeni net bir şekilde sektör temsilcileri tarafından dile getirilmedi. Bu hamle “Demek ki oluyormuş” tepkilerine sebebiyet verirken bunun bir başka sonucu da akıllara geldi: Enflasyona etkisi. Tanzim satış noktalarından Türkiye İstatistik Kurumu’nun fiyat alması eleştirilere neden olacağından bundan kaçınılacağı tahmin ediliyor. Muhtemel ki de alınmayacak. Ancak zincir marketlerdeki indirim hiç şüphesiz enflasyon oranlarına da yansıyacak. Türlü hamlelerle baskılanmaya çalışılan enflasyona yine suni bir müdahale yapılmış olacak.

SERBEST PİYASA İMTİHANI

Peki bu ne kadar sağlıklı bir durum? Çoğu ekonomistin hükümeti eleştirdiği olgu burada toplanıyor. Yapılan adımların çözüm getirmeyeceğini hatta yeni sorunlar doğuracağını dile getiriyorlar. Üstelik konunun bir de yabancı yatırımcı cephesinden ele alınış şekli var. Tanzim satış noktaları 1970’lerdeki yağ kuyruklarıyla iç siyaset malzemesi edilirken, dışarıda devletin piyasaya müdahalesi şeklinde algılanıyorlar. Türkiye’de “AK Parti devleti komünizmle yönetiyor” diye espriyle karışık yapılan eleştirilerin dışarıdan gözle düşünüldüğünde şakası dahi yapılamayacak konular olduğu aşikar. Zira Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın “faiz sebep enflasyon neticedir” sözüyle başlayan, soğan depolarının basılmasıyla devam eden ve bugün de tanzim satış noktalarına varan süreci yakından takip ediyorlar. Her ne kadar vatandaşına karşı sorumlu olsa da hükümet yetkilileri, bu açıdan da tüm dünyanın gözü önünde serbest piyasa konusunda sınav veriyorlar.

Etiketler
Devamını Göster

İlgili Makaleler

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Ayrıca Kontrol Edin

Kapalı
Başa dön tuşu
Kapalı
Kapalı