Gündem

Suriye’de 2011 Öncesine Dönüş

2011 yılında başlayan Suriye iç savaşıyla birlikte Şam'daki elçiliklerini kapatan ülkeler Beşşar Esad'ın ülkenin başında kalma ihtimalinin her geçen gün kuvvetlenmesi sonrası Şam ile diplomatik teması yeniden başlattılar. Özellikle Körfez ülkelerinin başını çektiği elçilik açma girişimleri, Esad rejiminin meşruluğunu yeniden kazanmasını sağlayacak.

Arap Parlamentosu 11 Aralık’ta Suriye’nin Arap Birliği’ne üyeliğinin etkinleştirilmesi çağrısı yaptı. Ancak tüm gelişmeler arasında en önemlisi, 2011’den bu yana ilk kez Suriye’yi ziyaret eden Sudan Devlet Başkanı Ömer el-Beşir’in Rus uçağıyla uluslararası Şam havalimanına inmesi ve sıcak bir şekilde Beşşar Esad ve rejimine desteğini göstermesi oldu. Rusya himayesinde Şam’a inen Beşir, Körfez ülkelerinin Esad rejimiyle diplomatik ilişkileri yeniden başlatma isteği başta olmak üzere birçok mesaj taşıyordu. Beşir’in Türkiye ile de yakın ilişkileri bilindiğinden Ankara-Şam hattında da mesaj götürüp götürmediği akıllara geldi. Ancak henüz bir netlik yok. Suriye Ulusal Güvenlik Bürosu Başkanı Ali Memlük de Kahire’ye sürpriz bir ziyarette bulunarak Mısır İstihbarat Birimi Başkanı Abbas Kamil ile görüştü. Görüşmede Suriye’ye yönelik izolasyonu sonlandırmak konusundaki son rötuşlar ile BAE ve Suudi Arabistan’la anlaşmaya varılması konuları ele alındı. Mısır başından beri silahlı gruplarla, teröristlerin iki ülke arasındaki geçişleriyle ilgili olarak Esad rejimiyle koordinasyonu sürdürdü. Genel olarak Arap ülkelerinin, özellikle de Körfez ülkelerinin tutumu aniden değişmedi, bu yol izlendi. Bu yollardan ilki Körfez ülkelerinin Suriye muhalefetinden desteğini çekmesi, “Esad siyasetle ya da güçle gitmeli” söyleminden vazgeçmesi olmadığı gibi, ABD güdümünde PKK/YPG teröristlerini cömertçe desteklemeleriyle de son bulmadı.

SURİYE İÇ SAVAŞI VE TEPKİLER

Esad’ın Suriye’de barışçıl göstericilere orantısız güç kullanmasıyla 2011’de başlayan Suriye krizi karşısında, Körfez ülkeleri Suriye halkının yanında tavır aldı. Katar’ın Esad rejiminin barışçıl eylemcilere karşı kullandığı baskıyı kınaması ve El Cezire kanalının devrim yanlısı yayını, rejim yanlısı bir grup “Şebbiha” milisinin bu ülkenin Şam Büyükelçiliği’ne saldırmasına yol açtı. Körfez’in tutumu, Suudi Arabistan’ın vefat eden Kralı Abdullah bin Abdülaziz’in Suriye yönetimini “Kan dökmeyi bırakmaya ve kaos ile istikrar arasında seçim yapmaya” davet etmesi, eski Suudi Arabistan Dışişleri Bakanı Prens Suud el-Faysal’ın Esad rejiminin saldırılarına karşı koymak ve sivillere karşı katliamları engellemek için açıkça muhaliflerin silahlandırılması çağrısıyla taçlandı.

ESAD , ULUSLARARASI GİRİŞİMLERİ REDDETTİ

Suriye’de şiddeti sona erdirmesi, gözaltına alınanları serbest bırakması ve orduyu kentlerden çekmesini öngören ilk Arap girişiminin başarısız olmasının ardından Ocak 2012’de Arap Dışişleri Bakanları, Beşşar Esad’ın yetkilerini yardımcısına devretmesini ve ulusal birlik hükümeti kurulmasını öngören yeni bir girişim benimsedi. Ancak Esad rejimi bu girişimi de reddetti; 15 Mart 2011’de patlak veren gösterileri durdurmakta kararlı olduğunu vurgulayarak, tüm Arap girişimlerini ve çözümlerini görmezden geldi. Esed resmi sadece Arap girişimlerini değil, tüm uluslararası girişimleri reddediyordu. Birleşmiş Milletler’deki girişimlere karşı da Rusya’yı arkasına alarak bu çabaları da boşa çıkardı.

RUSYA VE İRAN’IN İŞLERİ KOLAYLAŞTI

Suriye arenası, Arap ülkeleri arasındaki tüm çelişkiler, rekabetler ve anlaşmazlıklar için, hatta Suriye devrimini destekleyenler için de bir laboratuvar haline geldi. Araplar arasındaki bölünmeler, Özgür Suriye Ordusu içinde kendilerini destekleyen taraflara göre bölünmeler yaşanmasına yol açtı. Bundan daha kötüsü, bu bölünmeler, Suriye’deki muhalif gruplar arasında vekalet çatışmalarının patlak vermesine kadar ulaştı. Bu durum, Rusların, rejimin ve İranlıların işini kolaylaştırdı. İki ana grubun birleşmesi veya en azından koordinasyon sağlaması halinde yıllarca dayanmalarına yetecek gıda ve silah depoları ve tüneller bulunmasına rağmen, Doğu Guta’yı savaşmaksızın, silah ve ekipmanlarıyla birlikte teslim almalarının önünü açtı.

 

ŞAM’A YÖNELİŞİN NEDENLERİ

İlk olarak, Şam’la diplomatik ilişkilerin yeniden sağlanmasının hedefinin, Esad rejimiyle stratejik ittifakını daha çok güçlendirmemesi için İran’ın abluka altına alınması, zayıflatılması ve önünün kesilmesi olduğu açıklandı. Ancak gerçek bundan farklı. Esad ve rejimi varlığını İran’a borçlu. İranlı yetkililer de birçok kez, Tahran’ın desteği olmasa Esad rejiminin düşeceği yönünde açıklamalar yapmıştı. Bu da Suriye meselesiyle en ufak bir bağlantıya sahip olanlar tarafından kabul edilen bir durum haline geldi. İran ise bugün kendi yetenekleri, Rusya ve diğerleriyle kurduğu iç içe geçmiş ittifaklar sayesinde, bölgesel ve uluslararası düzeyde daha güçlü, daha çok nüfuza sahip ve daha etkili hale geldi. Dolayısıyla Tahran’a sırtını dayayan Esad rejimini desteklemek doğrudan İran’a destek vermek anlamına gelir, zayıflatmak değil. İkinci olarak, ABD Başkanı Donald Trump’ın Suriye’den çekilme niyetini açıklamasının ardından, PYD’yi destekleyen bazı Arap ülkeleri, ABD’nin bıraktığı boşluğu Türkiye’nin dolduracağını düşünerek öfkelendi. Trump’ın bu çekilme kararını Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’la yaptığı telefon görüşmesinden hemen sonra, hatta danışmanlarıyla bile görüşmeden alması da bunda özellikle etkili oldu. Bu şüphesiz Türkiye için stratejik bir kazanım ve bu milisler ve destekçileri için de stratejik bir hezimetti. Onlara verilen desteğin sürmesi, Esad rejimiyle ilişkilerini düzenlemeyi gerekli kılıyor. Üçüncü olarak, Suriye’de keşfedilmiş veya keşfedilmemiş doğalgaz ve petrol kaynakları ile ekonomik faktörler de göz ardı edilemez. Bu ABD üslerinin Suriye’nin doğusunda konuşlanmasını ve Ruslar ile İranlıların ülkenin kıyı bölgelerinde kontrolü sağlama yönündeki ısrarlı girişimlerini açıklıyor. Şu anda Şam’a yapılan ziyaretler, ibrenin Esad’ın kalacağını gösterdiği ülkedeki petrol pastasından pay almaya yarayabilir. Dördüncü olarak, Ankara’nın Arap Baharı devrimlerinin yanında yer alması ve mültecilere yönelik ‘açık kapı’ siyaseti izlemesi dolayısıyla, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ı ve Türkiye’yi İslami muhalefetin odağı olarak gören Arap ülkeleri var.

AMAÇ ESAD’I KONTROL ALTINA ALMAK

Suriye’deki durum 2011 öncesine dönüyor. Başta Körfez’dekiler olmak üzere Arap ülkeleri, bu kez de imar kartına oynayarak, ekonomik ilişkiler aracılığıyla Esad rejimini kontrol altına almaya çalışıyor. Çok basit bir nedenden dolayı, Esad rejiminin Tahran’la ittifakı dağılmayacak ve Arapların lehine zayıflamayacak. Çünkü Esad rejimi geçmişte olduğu gibi bir denge siyaseti izlemek zorunda değil.

Devamını Göster

İlgili Makaleler

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Ayrıca Kontrol Edin

Kapalı
Başa dön tuşu
Kapalı
Kapalı