Gündem

Talep Canlanması İçin Vadeler Uzatıldı

Türkiye’nin de aralarında olduğu Avrupa ülkelerinde yapılan bir araştırmada katılımcılara “Parasız kaldığınızda ne yaparsınız?” sorusu yöneltildi. Türk vatandaşları “Harcamalarımı azaltırım” diyen en az kitleyken, “Kredi kartımı kullanırım” seçeneğini diğerlerine kıyasla açık ara farkla işaretleyen gruptu. “Arkadaşlarından borç alacağını” söyleyen ise en çok Romanlar olurken, onları yine diğerlerine fark atarak Türkler takip ediyordu.

Sonuçlar şaşırtıcı olmasa gerek. İstisnalar dışında, Türkiye’deki ekonomi ile ilgili tartışmalarda en son dert edilen konu talep azlığı. Tüketmeyi seviyor Türk insanı. Araştırmada da görüldüğü üzere Türklerin sadece 3’te ikisi harcamalarından taviz vereceğini söylüyor. Esasında kredi kartına başvuracağını söyleyenler arasında onlar da var ki bu seçeneği işaretleyenlerin oranı da yine yüzde 59. Borçlanmak sıradan bir olgu. Bunun toplumsal tabandaki boyutu ise ayrı bir konu.

Sorun borçlanmanın doğruluğu yanlışlığı da değil elbette. Öyle ki borçlanma olmadığı takdirde Türkiye gibi gelişmekte olan ülkelerde ekonomi büyüyemez. Bu hem yatırımlar hem de tüketim için geçerli. Pek tabii borç kompozisyonunun yatırım ağırlıklı olması lazım ki kredi musluğu kısıldığında bir ekonomi için en kötü senaryolardan biri olan ‘ani duruş’ gerçekleşmemeli. Bunun bugün yaşandığı ya da yaşanacağı hala tartışmalı ama borçla büyüyen Türk ekonomisi için deniz artık bitti.

Haftalık toplam kredi tablosuna bakıldığında, 2018’in ikinci yarısından sonra yaşanan daralma düzeltilebilmiş değil.

 

2018 yılında bozulan, ki bazı ekonomistlere göre yıllardır bozulmakta olup sonuçları bugün ortaya çıkan, ekonomik sorunlar o araştırmadaki soruya benzer bir problemle baş başa bıraktı. Parasız kalınmadı belki ama gelirler düştü. Harcamalarından vazgeçmemek için kredi kartına başvurdu. Ocak ayı verilerine göre borç miktarı yaklaşık 20 milyar lira. Takipte olan miktar ise 3,2 milyar lira.

İşte bu tablo, nedeniyle hükümet yeni adımlar attı. Hem kredi kartı borçlarının yapılandırılması için hem de ekonomide talebi canlandırmak için Bankacılık Düzenleme ve Denetleme Kurumu’nca yönetmelik yayınlandı. Buna göre tüketici kredilerinin vadesi 36 aydan 60 aya çıkarıldı. Nihai fatura değeri 120 bin Türk Lirası ve altında olan taşıt alımı amacıyla kullandırılan kredilerin vadesi 60 ayı, nihai fatura değeri 120 bin Türk Lirasının üzerinde olan taşıt alımı amacıyla kullandırılan krediler ile taşıt teminatlı kredilerin vadesi 48 ayı, bilgisayar alımı amacıyla kullandırılan kredilerin vadesi 12 ayı, tablet alımı amacıyla kullandırılan kredilerin vadesi 6 ayı, fiyatı üç bin beş yüz Türk Lirasına kadar olan cep telefonu alımı amacıyla kullandırılan kredilerin vadesi 12 ayı, fiyatı üç bin beş yüz Türk Lirasının üzerinde olan cep telefonu alımı amacıyla kullandırılan kredilerin vadesi 6 ayı aşamayacak. Bu kredilerin yeniden yapılandırılmasında da aynı vadeler uygulanacak. Yöntem hiç şüphesiz tüketiciyi bir nebze olsun rahatlatacak ama temel sorunlar hala ortada.

BÜTÇE FAZLASININ ARDINDAKİ GERÇEK

Hazine ve Maliye Bakanlığı, Ocak ayına ilişkin nakit gerçekleşmelerini açıkladı. Buna göre, geçen ay Hazinenin nakit gelirleri 96 milyar 966 milyon lira, nakit giderleri 94 milyar 471 milyon lira oldu. Faiz dışı giderler 87 milyar 896 milyon lira, faiz ödemeleri ise 6 milyar 575 milyon lira olarak gerçekleşti. Faiz dışı denge ise 9 milyar 70 milyon lira fazla verdi. Ocak ayında nakit dengesinde 2 milyar 495 milyon lira fazla verdi. Elbette manşetler de “Bütçe fazla verdi” diye atıldı ancak açıklanan rakamlara dair bir kaç kritik nokta var.

İlk olarak geçen yılın rakamları ile kıyaslandığında hem gelirlerde hem de giderlerde ciddi bir artış söz konusu. 2018’in Ocak ayında bütçe gelirleri 58,2 milyar lira, giderleri ise 56,5 milyar lira olarak hesaplanmış ve yine fazla vermişti. Yani geçen yıla göre gelirler yüzde 38, giderler ise yüzde 35 arttı. Gelir kalemlerine bakıldığında vergi gelirleri yüzde 11 azalmış, vergi dışı gelirler ise tam yüze 452 artmış. Bu sürpriz artışın nedeni resmi olarak açıklanmasa da akla gelen ilk şey Ocak ayında yapılan transfer. Merkez Bankası’ndan Nisan ayında alınması gereken kar payının Ocak ortasında Hazine’ye aktarılması. Rakam da tam 37 milyar lira. İmar barışı gelirlerinin de buna yansıdığı söylense de her yıl elde edilen 5-6 milyar liralık vergi dışı gelir düşünüldüğünde bunun hesaba katılması zor.

Fazla veren bütçede gelir artışı Merkez Bankası’ndan alınacak karın erken tahsiliyleyken, gider artışı da son derece çarpıcı. Geçen yıl ocak ayında 56,5 milyar lira olan bütçe gideri bu yıl 94 milyar lirayı aşmış durumda. Detayı konunun anlaşılmasına daha da katkılı. Öyle ki bu giderlerde personel giderleri yüzde 9 artarken, yatırım harcamaları yüzde 82 ve transfer harcamaları yüzde 53 artmış. Yatırım harcamalarının istihdama katkısı bir başka tartışma konusu. Transfer harcamalarındaki ciddi artışın nedeni ise hem sosyal güvenlik açığına aktarılan kaynağın artması hem de yerel seçim harcamaları.

Bütçe gelir ve giderlerindeki hızlı artışın bir kenarda tutulup “Bütçe fazla verdi” denilmesi esasında kamu maliyesinde bir bozulmaya işaret ediyor. Uluslararası Para Fonu’nun (IMF) hesaplamalarıyla Türkiye’nin hesapları kıyaslandığında da bu açık görsel olarak da tablodaki gibi net bir şekilde ortaya çıkıyor. Tam da bu nedenle, bütçe üzerinde girişilen bu yeni hamleler, Türkiye’nin mali disiplinden uzaklaştığı ve bir Mali Kural eşliğinde IMF programının başlatılması gerektiği ve hatta seçim sonrası IMF ile masaya oturulacağı yorumlarına neden oluyor. Ancak hükümet bu yorumlara kesin bir dille karşı çıkıyor.

Ocak ayında bütçenin fazla verdiği açıklansa da tek seferlik girdileri gelir olarak kabul etmeyen IMF hesaplamalarına göre bütçe açığı giderek artıyor.

 

Etiketler
Devamını Göster

İlgili Makaleler

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Ayrıca Kontrol Edin

Kapalı
Başa dön tuşu
Kapalı
Kapalı